Ya hep ya hiç siyaseti
Sedat Günçekti
Referandum: Kürdler ve Türkler
Yaşar Karadoğan
Yeni Osmanlıcılık, Kemalizm ve kefen hırsızlığı...
Serdar Roşan
Evet, mi? Hayır mı? Boykot mu? Dördüncü Seçenek Yo...
N. Ferhat Sağnıç
Def yan Erbane
Xidir Ûso
PKK’nın mayınları- Dört yurtseverin öldürülm...
Ibrahim Güçlü
E-Mail hat guhertin! E-Maila nu: inforizgari@yahoo.de                             E-Mail adresimiz degisti! Yeni E-Mail: inforizgari@yahoo.de                             Our E-Mail is changed! New E-Mail : inforizgari@yahoo.de                             Unsere E-Mail wurde geaendert: Neue E-Mail : inforizgari@yahoo.de                            
Video | Arşiv | İstatistik | Anket | Links | Email  
Konuk Yazarlar
C.Doğan:
Öymen ve Hitler’in zihinsel kardeşliği
Ferzan Bakur:
Ortadoğu, Siyaset ve Değişim
Fettah Karagöz:
Anayasa değişikliği ve Kürdler
Kadir Satık:
“Açılım”
M. Nureddin Yekta:
Kürdler Türk'ün dostudur ya Türkler?
Merîh Nergîs:
Kabilîn gölgesi
N. Ferhat Sağnıç:
Evet, mi? Hayır mı? Boykot mu? Dördüncü Seçenek Yok mu?
Rucan Keleş:
44 insanın katili kim?
Seyidxan Kurij:
Hevpeyvîn bi Îsmaîl Beşîkçî re
Siddîq Bozarslan:
95 Salîya Salvegera Komkujîya Fileyan (Ermenan) û Kurdan
Zinarê Xamo:
Anketeke pir girîng
Kitap-Dergi..
Özel Dosya
Şu an sitede, 256 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
Üye Girişi
Seçmeler..
KİTAP - DERGİ 2010





 Parçalı Bedende Sömürge Manzaraları ve

UMUT SEVDASINI SARMIŞ FERHAT SAĞNIÇ

Yüreğimiz volkan gibidir. Ne zaman püsküreceği bilinmez. Binlerce yılın tutsaklığıyla dolar dolar, sonra bir gürültüyle taşar. Kıtaları Katar önüne sürükler; ovayı, derya… Dünya'ya yeni bir ideal düzen getirircesine!

Öfkesi suskunluğunda saklıdır. İsyanı; rüzgârında şarkı, çağlayanında ağıt, dilinde şiirdir. Şiirdir ülkeyi ve kutsal sevdayı anlatan,

Şiirdir susturulan insanlarımın dili,

Şiirdir yarınımızın başkaldırısı,

Şiirdir Ferhat'ın ülkesine aşkı ve özlemi!

Ferhat şiirlerinde yalnızca duygularını değil, kimlikli, kişilikli her Kürt'ün, her hümanist nitelikli insanın duygularını ilmek ilmek işlemiş. Ferhat bu şiirlerini korumak için epey çaba sarf etmiş. Yoksa bu şiirleri okuma şansımız olmayacaktı.

Sevdamız çok yüce ve paramparçadır. Dört mü desem; beş mi desem? Neden bu ikilem? Çünkü bize ‘Kızıl’ sevdamızı unutturmaya çabalamışlar. Onun için Ferhat'ın yüreği param parça!

Hewler'de bir bomba patlasa, Amed sarsılır. Mehabat' a bir genç henüz baharındayken darağacına çekilse Wan'a yas düşer, Qamışlo'da sinemayı tutuşturan yangında yanan çoçuğun bedeninin kokusu Qobaldi'de ağıt olur. Birbirlerine bu kadar duygusal olarak bağlı olan Kürtlere, param parça olan sevdaya şiirler yakar Ferhat…

Sevdamızın hepsi birbirine tutkun!

Tüm zincirlere rağmen!

Tüm mayın tarlalarına, karakollarına, tel örgülerine rağmen birbirlerine ellerini uzatıyor, engel tanımıyorlar!

Zaten hangi sevda sınır tanımış ki?

Hangi sevda yasaklara rağmen yaşanmamış ki?

Ferhat. şiirlerinde; güzelliklerle bezenen ülkesinin her parçasını en doruktaki heyecanı ile nakşetmiş, Ölümü, yaşamı, sevdayı, aşkı ve yakın uzak Kürt'ün ve de kendisinin özlemine dokunmuş!

Ferhat; parçalı bedende sömürge manzaralarının çirkinliklerini izleyerek,umudunu, sevdasını, aşkını ve duygularını örmüş, şiir dilinden bizlere sunmuş. Zevkle ve heyecanla kritik etmemiz için. Ağlayıp gülecek, sinirlenip düşüneceğiz. Kendimizi bir de Ferhat Sağnıç'ın kaleminden bulup, değerlendirme fırsatını bulacağız. Şiirce yaşa!

**************************************

KÜRT DÜŞÜN DÜNYASINDA KISA BİR GEZİNTİ

Z. Abidin Kızılyaprak’ın yeni kitabı ‘Kürt Düşün Dünyasında Kısa Bir Gezinti’, Doz Yayınevi tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Bu kitapta Kızılyaprak, 1920’lerden bugüne, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı kapsamında, Kürt düşün dünyasını ve daha özelde Kürt aydınlarını ele alıyor. Yazar bunu, isimler üzerinden değil eğilimler üzerinden yapıyor.

İki ana bölümden oluşan kitabında Kızılyaprak, ağırlığı ilk bölüme veriyor: Bu ilk bölümde, Kürt aydınlarının son 85 yıl içinde 4 ‘badire’den geçtiklerini anlatıyor: Onların sırasıyla katliama uğradıklarını, zihinlerinin karartıldığını, köylüleştirildiklerini ve depresyona sürüklendiklerini izah ediyor. Bu kavramlaştırmadan dolayı, kitabının bu bölümüne ‘3 K, 1 D’ adını veriyor ve ilginç bir kategorizasyonla, yakın dönem Kürt aydın tarihini ‘Katliam, Karartma, Köylüleştirme ve Depresyon Dönemleri’ şeklinde ele alıyor. Yazar, ‘Depresyon Dönemi’nin halen sürdüğünü de vurguluyor. 1920’lerden 1939’a kadarki dönemi ‘Katliam Dönemi’ olarak nitelerken, bunu bir ‘Büyük Sessizlik’ döneminin izlediğini ve ardından ‘sol’ etki ile ‘Karartma Dönemi’nin başladığını; bunu 1980’lerden sonra PKK etkisi ile kendini ifade eden ‘Köylüleştirme Dönemi’nin ve 1999’dan sonra da ‘Depresyon Dönemi’nin izlediğini anlatıyor. ‘Dönemler’in temel dinamikleri ve argümanları üzerinde duran yazar, ‘dönemler arasında su geçirmez bölmeler olmadığını’ da vurguluyor…

İkinci bölüm ise, bir tür ilginç ‘sözlük’: “A’dan Z’ye Değinmeler” adını taşıyan bu bölümde Kızılyaprak, alfabetik sıra ile, kimi sözcüklerin çağrışımı ile o çağrışım üzerinden Kürt düşün dünyasıyla ilgili kimi görüşlerini ifade ediyor.

Komite kararıyla aydın olmaya karar veren’ bir Kürt gencine ilişkin anekdot ile başlayan kitap, ilginç başka anekdotları da içeriyor. Önsözde de belirttiği gibi yazar, bununla, akademik bir dilden ya da ‘ağırlık’tan kaçınmaya çalışmış. Eski bir gazeteci olarak “Hani Türkçede uydurulan “araştırmacı-gazetecilik” terimi var ya; yaptığımız bir anlamda o… Olaylar üzerinden ‘araştırmacı-gazeteciliği’, olgular üzerinden denemiş oluyoruz” diyerek kolay okunan bir kitap ortaya çıkarmış olan yazarın çalışması, buna rağmen akademik bir ton da taşıyor…

Debbağ, sevdiği deriyi yerden yere vurur” diyerek Kürt entelektüel hayatını bazen sert biçimde eleştiren yazarın amacı, kitabın tümüne sinmiş bir biçimde, şu cümleyle açıklanabilir: Kürt aydınının kendine olan güvenini artırmak...

Gazeteci ve yazar kimliğinin yanı sıra, politik bir geçmişi de olan ve incelediği konuyla ilintili kimi Kürt kurumlarında (Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı –Kürt Kav-, DEMOS gibi) kurucu ya da üye olarak bulunmuş olan yazar, böylece aslında yabancısı olmadığı bir alanda kalem oynatıyor.

Belki bir detay, ama yine de belirtelim: Yazar, kitabında Edip Cansever, İngrid Bergman, Mevlana, Halil Cibran ve Can Yücel’i de bir araya getiriyor. Nasıl mı?.. Artık onu da kitabı edindikten sonra öğrenirsiniz!..

SÜRGÜN

Mustafa Kemal ve arkadaşları, “kurtuluş savaşı”nda çeşitli vaadlerle yanına aldıkları Kürtlerin imhasına cumhuriyeti kurup iktidar olduktan sonra karar vermişlerdi. İlk deneme “1921 Koçgiri”de, sonra “1925 Þeyh Said Ayaklanması”nda ve “1930 Ağrı İsyanı”nda çocuk, kadın, yaşlı ayırımı yapılmaksızın yüzbinlerce Kürt, öldürülerek gerçekleştirildi.

Sıra Dersim’e gelmişti. Öyle bir ders verilmeliydi ki Yavuz Sultan Selim’in yaptığı katliamı aratmalıydı. Dersim’de isyan yoktu. Başına buyruk aşiretlerin kontrol altına alınması bahanesi ile 1927 yılının baharında hareket başladı. Dersim coğrafyası dünyada ender görülen ikinci bir katliama sahne oldu. Çocuk, kadın, yaşlı demeden binlerce Dersimli sivil Kürt katledildi. Ormanlar, vadiler, mağaralar savunmasız insanların cesetleriyle doldu. Nehirler, ırmaklar yıllarca kan aktı. Katliam 1938’de bitti.

Katliamdan kurtulanları Elazığ’da toplama kamp-larında topladılar. Sağlıklı çocuklar ailelerinden koparılarak yetiştirme yurtlarına evlatlık verilmek üzere yerleştirildiler. Yetişkinler, trenlerin hayvan sevkiyatı için kullanılan vagonlarıyla, öylesine insanlık dışı yöntemlerle batı illerine sürgüne gönderildiler ki, çoğu yollarda öldü. Kalanlar tüyler ürperten bir şekilde yerleşim yerlerine tek tek dağıtıldılar. Yaşamları için hiçbir güvence olmadan oradaki insanların merhametine bırakıldılar. Bir çok sürgün yeni şartlara ayak uyduramadı ve öldü.

Sürgün” romanı, okura bu trajediden bir kesit sunuyor.

1925 HAREKETİ AZADÎ ÖRGÜTÜ

(Unutturulmaya çalışılan bir örgüt ve çarpıtılan bir tarih)

Yaşanan tarih ile tarihin bilince çıkarılması farklı kavramlardır. Kürtlerde eksik olan, yaşanan tarihin bilince çıkarılmamış olmasıdır. Geçmişte yaşananların ulusun hedefleri çerçevesinde millileştirilmediği, sistematik bir imha programının bir parçası gibi görülmediği, kimi zaman mezhepsel bir kanala, kimi zaman da ideolojik biçimlenmeye göre yorumlandığı açıktır. Oysa ulusal mücadele, ulusun; bugün elde etmek için mücadele ettiği amaçları, geçmişe taşır. Dedelerinin temel hedefleri ile bugün arasında bağ kurarak, ulusal mücadelenin neden başarı şansı yakalayamadığının nedenlerini arar bulur. Tarih bilinci, bize geçmişin yanlışlarından arınma olanağı verir.

BİR KÜRT AYDININDAN MUSTAFA KEMAL’E MEKTÛB

Celadet Bedirxan’ın M. Kemal’e Mektûb’u yeniden basıldı.

Resmi bir tebliğ ile Kürdistan’ın mevcudiyetini, Kürtlerin tarihi, ırki, harsi haklarını tanır ve itiraf ederseniz, işte o zamandır ki meselenin halline doğru büyük ve mühim bir adım atılmış olur. Bunu yapmakla da ancak hadisata takaddüm etmiş olursunuz.” Diyerek bundan 77 yıl once sorunun çözümünü devlet açısından kolaylaştıran büyük Kürt düşünürü, politikacı, yayıncı, edebiyatçı ve dilbilimci Celadet Ali Bedirxan’ın Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya Mektûb’u; yeniden ve daha doğru bir transkripsiyonla yayımlandı.

Mustafa Kemal Paşa’ya açık mektup biçiminde ve Arap harfleriyle kaleme alınan bu tarihi belgenin ilk baskısı Hawar Kütüphanesi’nin 6. kitabı olarak 1933 yılında Şam’da yapıldı.

40 yıl gibi uzun bir aradan sonra Dr. Nuri Dersimi tarafından Latin harflerine transkripsiyonu yapılan eser, 1973 yılında bu kez Halep’te basıldı.

1977 yılında ise, sunuş yazısında Dersimi’nin transkripsiyonunu temel aldığını belirtip, “Metin, Osmanlıcanın ağır üslubu ile yazıldığı için, günümüzde artık anlaşılmayan kelime ve kavramları çıkararak, Osmanlıca-Türkçe sözlükte verilen karşılıklarını kullandık.” diyen Komal Yayınevi tarafından Ankara’da yeniden basıldı.

Bu eser, öneminden dolayı DOZ yayınları tarafından 1992 yılında yeniden Dr. Nuri Dersimi’nin transkripsiyonuna sadık kalınarak yayımlandı.

Sayın Mustafa Aydoğan’ın önerisi ile bu eserin Kürtçe çevirisinin yayımlanmasını kararlaştırdık. Ancak çeviri için çalışmaya başlayan sevgili Mustafa Aydoğan yaptığı karşılaştırmalarda her üç baskıda da ciddi hatalarla karşılaştığını, kitabın öncelikle doğru bir transkripsiyonunun yapılması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine çalışmalarını hızlandıran Mustafa Aydoğan metnin orijinal baskısını esas alarak bu zahmetli işi başarıyla tamamlayıp kitabı yeni baskı için hazırladı.

Aynı zamanda belge niteliğinde bir başvuru kaynağı olan bu çalışma ile ilgili, araştırmacıların şüphelerini ortadan kaldırmak amacıyla orijinal halini de basmayı bir gereklilik olarak gördük.

Mektûb daha önceki baskılardaki hatalardan arındırılmış haliyle ve doğru bir transkripsiyonla, iki alfabe ile yeniden kitapçılarda Doz Yayınları.

BÛKA BARANÊ

Marê reş, meha reş, dûpiştkê reş, hespê reş; qet li ser qetê tîr û dagirtiyê ji kod û mifteyên kulturî, civakî, tarîxî û yên di bin hişê komalgeha kurdî de. Ji efsaneya “Bûka Baranê” heya lehîstikên zarokan, hon dikarin hemî reng û rûyên hikumraniyê, dadî û bêdadiyê, serfirazî û binketinan di vê pirtûkê de bibînin.

Nivîskar ji xeyala “Bûka Baranê” dest pê dike, serovena wî bi awa û uslubekê xweser dikeve binhişê bi tamamiya komalgeheka “destlênehatîdayin”; ew xwe berdide kuncên herî kûrên rojnedîtî û tîrêjan dide ser wan.

Taksim Cad. 37/5-34100 Taksim-Beyoğlu-İstanbul

Tel: 0212/297 25 05 – Fax: 0212/297 13 73 – E-Mail: dozyayinlari@yahoo.com












Copyright © Rizgari Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2010-05-21 (852 kez okundu)

[ Geri Dön ]
Content ©

Access Denied