BDP ne Kürt ve ne de Türkiye Partisi: İki arada bi...
Ibrahim Güçlü
Aziz Alış’la söyleşi
Yaşar Karadoğan
Berpirsê Halepçe û “Enfal” Elî Kîmyayî...
Xidir Ûso
Nazım Hikmet ve Kürdler
Seyidxan Kurij
Medreseyên Neqşebendîyan –2–
Şakir Epözdemir
Kürdü sevmek mi? Ona düşman olmak mı?
M. Nureddin Yekta

E-Mail hat guhertin! E-Maila nu: inforizgari@yahoo.de                             E-Mail adresimiz degisti! Yeni E-Mail: inforizgari@yahoo.de                             Our E-Mail is changed! New E-Mail : inforizgari@yahoo.de                             Unsere E-Mail wurde geaendert: Neue E-Mail : inforizgari@yahoo.de                            
Video | Arşiv | İstatistik | Anket | Links | Email  
Konuk Yazarlar
C.Doğan:
Öymen ve Hitler’in zihinsel kardeşliği
Dalgacı Mahmut:
Harekat yapma, harekatın kralını görürsün
Fettah Karagöz:
Kürt aydın ve kurumlarının çelişkisi
Kadir Satık:
“Açılım”
M. Nureddin Yekta:
Kürdü sevmek mi? Ona düşman olmak mı?
Merîh Nergîs:
İlk yara Habil ve Kabil...
N. Ferhat Sağnıç:
Gururla Bakıyorum Kürdistan’a
Rucan Keleş:
44 insanın katili kim?
Seyidxan Kurij:
Nazım Hikmet ve Kürdler
Siddîq Bozarslan:
Projeya Tirkbûnê - Dibe Tirkîyebûn: 3
Zinarê Xamo:
Anketeke pir girîng
Etkinlik ve Duyurular
Kitap-Dergi..
Özel Dosya
Şu an sitede, 145 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
Üye Girişi
Seçmeler..
DOSYA: Bir Ulus Nasıl Teslim Alınır?
Sibel Edmonds/ Çeviri: Hüseyin Kaytan




Sibel Edmonds/(*) Evet, yurtdışındaki…”Bir avuç general” ve eski devlet adamıyla şirket, olağanüstü hızlı başarısını “yurtdışındaki” çıkarlara ve tabii ki Askeri Endüstriyel Kompleks’e borçlu! Allahın işine bakın ki, kayıt altına alma gereği duymaksızın, lobi girişiminin nasıl da harikulade biçimde yabancı ajan olarak hizmet veriyor ve herhangi bir soruşturmadan nasıl da muaf kalabiliyor?.."

DOSYA: Bir Ulus Nasıl Teslim Alınır?

(Türkiye'nin Yasal Paravanlar Arkasına Gizlenen, El Kaide'ye Kadar Uzanan Yasadışı İlişkiler Ağı ve Bunun Amerika'daki Üst Düzey Dayanakları, çn)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sibel Edmonds (*)
İngilizceden çeviren: Hüseyin Kaytan


1989 mali yılında ABD’nin Türkiye’ye yardımı $563,500,000 dolardı. Çokuluslu bir gözlem raporuna göre, 1991 yılında Türkiye 800 milyon Dolardan fazla ABD yardımı aldı, bunun “istisnai bir geri ödemesi”, $3.8 milyon dolarlık bölümü Washington’daki lobicilerine yatırıldı. Bu sırada, International Advisors, INC. -Douglas Feith ve Richard Perle’ün Türk ajanı olarak kaydedilmiş lobicilik- firmasına, bu tipten hibelerin garanti edilmesi amacıyla Türkiye’yi ABD’de temsil etmek için bir milyon dolardan fazla ödeme yapıldı. 2003 yılında, Türkiye 1 milyar Dolarlık yardım paketi aldı. Bu dönemde Türklerin tanınmış ve tescilli lobicisi Livingston Group’tu, başında da eski Beyaz Saray sözcüsü Bob Livingston vardı. Yine Solarz Associates de aynı paralleled lobicilik yaptı ve onun da başında eski kudretli temsilci Stephen Solarz vardı. 2000’den 2004’e kadar Türkiye, sadece dört yıllık sure için, Livingston’a lobicilik hizmetleri için 9 milyon dolar ödedi. Peki eski Kongre üyesi Livingston’un hizmetlerine yılda 2 milyon dolar yatıran Türkiye, bunun karşılığında acaba ne aldı?

Amerikan Bilimadamları Federasyonu ve Dünya Politikası Enstitüsü’nün ortak bir raporuna gore, ABD’den Türkiye’ye transfer edilen silahların büyük çoğunluğunun parası Amerikan vergi mükelleflerinin cebinden çıkıyor. Birçok durumda, bu vergi mükellefi fonları Amerika’daki değil, Türkiye’deki askeri üretim ve istihdamları destekliyor. 1984’ten bu yana Türkiye’ye gönderilen 10.5 milyar Dolarlık Amerikan silahlarının toplam 8 milyar Dolarlık bölümü doğrudan ya da dolaylı olarak ABD hükümetince sağlanan ödenekler ve sübvanse edilen borçlarla finanse edildi. Lockheed Martin’in 240 F-16’sının Türk Hava Kuvvetlerine satılması ve FMC Corporation’un 1698 zırhlı aracı Türk ordusuna vermesi gibi en büyük satışlar, Türkiye’ye yatırım, iş ve üretimi yönlendiren ortak üretim faaliyetlerini ve offset provizyonları, satışın bir koşulu olarak içeriyordu. Örneğin, Türkiey’nin Ankara’daki montaj fabrikasında – Lockheed Martin ile Türkiye Havacılık Endüstrisi Kurumu’nun ortak bir girişimi- neredeyse tümünün maaşları ABD vergileriyle ödenen 2000 üretim elemanı istihdam etmektedir.

Şimdi şu yukarıdaki verileri yeniden gözden geçirelim: Sadece hükümetimiz değil, gerçekte bizim vergi mükelleflerimiz de Türkiye’ye 10 milyar dolarlık silah satışının 8 milyarını sübvanse ediyor. Bu silah ve mühimmatın üretimi ve buna ilişkin istihdam ABD’de değil, denizaşırı Türkiye’de gerçekleşiyor. Biz ABD vergi mükellefleri bu satışları sübvanse ediyoruz; ulusumuz halihazırda kendi teknolojisini, küresel uyuşturucu, terörizm ve kitle imha silahları olaylarında önde gelen bir ülkeye transfer ediyor; bu arada da Askeri Endüstriyel Kompleks’le ilgili Lockheed gibi birkaç seçkin firma while ve pezevenkliğini yapan aracılar, lobiciler, daha fazla ense kalınlaştırıp zenginleşiyor.

One Stop Shop: Cohen Grubu
Diğer birçok eski devlet adamı gibi eski Savunma Bakanı William Cohen de, lobicilik ve danışmanlık işine balıklama daldı ve kendi kişisel Washington şirketini, yani Lockheed Martin gibi savunma sanayiindeki en büyük şirketlere çalışan ve birçok yabancı aktöre hizmet veren The Cohen Group şirektini kurdu. Cohen Grubu aynı zamanda Amerikan Türk Konseyi’nin (American Turkish Council) en öncelikli ve aktif üyesi. Cohen’in müşterisi Lockheed Martin de ne hikmetse ATK’nin yönetiminde, ve üstelik de ATK’nin en çok ödeme yapan müşteriler listesinin en tepesinde bulunuyor.

Grup kendisine ait web sitesinde yöneticilerinin “Kongrede, Savunma Bakanlığında, Beyaz Saray’da Dışişleri Bakanlığında, eyelet ve yerel yönetimlerde birbuçuk yüzyıllık tecrübe birikimi”ne sahip olduklarını iddia ediyor ve bunların “uluslararası alandaki başlıca siyasi, ekonomik ve ticari liderlerle geniş deneyim ve ilişkileri geliştirdiklerini ve müşterilerimizin yurtdışındaki başarılarını etkileyen kurum ve bireylerle çalışmalarında paah biçilmez deneyimler elde ettiklerinin” altını çiziyor. Evet, yurtdışındaki…”Bir avuç general” ve eski devlet adamıyla şirket, olağanüstü hızlı başarısını “yurtdışındaki” çıkarlara ve tabii ki Askeri Endüstriyel Kompleks’e borçlu! Allahın işine bakın ki, kayıt altına alma gereği duymaksızın, lobi girişiminin nasıl da harikulade biçimde yabancı ajan olarak hizmet veriyor ve herhangi bir soruşturmadan nasıl da muaf kalabiliyor?
Intelligence Online 27 Mart 2006 baskısında yazdığına göre, Mart 2006’da Cohen, Bush’a Pakistan ve Hindistan gezisinde eşlik etti. Cohen grubu Hindistan’da oldukça aktiftir; Cohen’in başkan yardımcısı Joseph Ralston da geçen yıl Hindistan’a giden ABD Savunma Şefleri heyetine öncülük etmişti. Bu geziler ABD-Hindistan İş Konseyi’yle ilişki içinde organize edilmişti; katılımcılar arasında Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Boeing şirketleri vardı.

Intelligence Online’ın 9 Haziran 2006’da yazdığına göre, ‘William Cohen Başkanlığı’nda halihazırda Hindistan’da faaliyet gösteren Cohen Grubu kısa sure once Beijing’de bir büro açtı… 2003’ten bu yana Cohen Grubu Christine Vick’i de aynı düzeyde istihdam etti. Vick Kissinger Associates şirketinin eski başkan yardımcısıydı; bu danışmanlık şirketi de eski devlet başkanı Henry Kissinger tarafından kurulmuştu ve Çin ile iş yapan firmaların alanında faaliyet gösteriyor.’

Ekim 2005’te Paul Volcker’in Irak’ın BM petrole karşılık gıda programının ihlali üzerine raporundan önce, Avusturyalı buğday ihracatçısı AWB Limited Cohen’in firmasını kiraladı. AWB, tek bir kamyona sahip olmayan Ürdün şirketi Alia’ya taşıma kontratında hesaplanan taşıma bedeli olarak 300 milyon Avusturya Doları ödedi! Bu fonlar gizlice Saddam rejimine aktarıldı. AWB, Cohen Grubunu “Gül Projesi” kod adlı “stratejisinin” bir parçası olarak kiraladı ki, Paul Volcker başkanlığında kendisine karşı yürütülen BM soruşturmasıyla, ABD buğday üreticileri tarafından kendisi hakkında ileri sürülen çürüme iddialarına ve “saldırgan ABD politikacılarına” karşı kendini savunabilsin. Cohen Grubu bir hukuk şirketi değildi; öyleyse bu kriminal davada nasıl bir hizmet veya sunum gerçekleştirdi?

Peki Cohen’in lobi firmasında ona değerini veren önde gelen adamlar kimdir? Elbette bir avuç eski iktidar sahibi; en baştaki sorumlu olan Cohen’in dışında, eski devlet danışmanı Mark Grossman ve eski yüksek düzeyden iki adet “bir avuç general”: General Joseph Ralston ve General Paul Kern; şimdi de bunlar kimmiş, bir göz atalım.

Em. General Paul Kern
Cohen Grubunun baş danışmanı, Ordu Donanım Komutanlığı’nın eski komutanı emekli general Paul J. Kern, bir süre once Savunma Bakanlığı’nın düzenlediği bir panelde Bakanlığın silah sistemlerini nasıl elde edebileceği konusunda tavsiyelerde bulunmuştu; elbette bu Cohen Grubu müşterilerinin büyük çıkarlarına hizmet eden bir konu başlığıydı.

Pentagon’un Savunma Levazımı Performans Paneli (Defense Acquisition Performance Assessment Panel –DAPAP), askeri kontratların onaylanmasında gerekli değişşiklikleri tavsiye etmek üzere yapıldı. Bu panele katılanların yarısından fazlası en büyük savunma korporasyonlarının yöneticileri. Komitenin altı üyesi arasında Lockheed Martin’in başkanı Frank Cappuccio ve Cohen Grubu’nun Başdanışmanı Em. General Kern de vardı!

Pentagon müsrifçe uygulamalardan haberdar edildiğinde genel olarak bunları görmezden gelir. Kongre üyesi Walter Jones, (R-N.C.) şunu söylediğinde tırnak içine alınıyor: "Vergi mükelleflerinin bekçi köpekliğini yapma görevini yerine getirmeyen bir kuruma sahibiz!” Emekli İhtiyat Ordusu subayı Paul Fellencer Sr. Pentagon’un geçen yıl (2005) düzenli levazımlara ödenen parada 200 milyon dolarlık olağandışı bir fazladan harcama yaptığından şikayet ediyordu. Pentagon müfettişleri ise asla onu arama zahmetinde bulunmadılar ve haber servisinin bildirdiği üzere iddialarını “mesnetsiz” olarak geçiştirdiler.

(…)

General Joseph Ralston
Cohen Grubunun başkan yardımcılarından General Joseph Ralston, Güvenlikler ve Değişim Komisyonu’nun (Securities and Exchange Commission) Lockheed dosyasına gore, bu gruba 2005 yılı içinde 550.000 dolar ödeme yapan Lockheed Martin’in yönetiminde. Ralston aynı zamanda Amerikan Türk Konseyi’nin American Turkish Council (ATC) de 2006 yılı Danışmanlar Kurulu’nda, Türkiye’in başta gelen avukatlarından biri olarak yer alıyordu. Eğer bu “üç-beş general”den birinin bir kariyeri bitirdiğini ve ‘yabancı ajan’ olmak vesilesiyle ABD hükümetinden kendisini kopardığını düşünüyorsanız, aşağıdakileri okuduktan sonra yeniden düşünmelisiniz.

28 Ağustos 2006’da, ABD Dışişleri Bakanlığı, eski ABD Hava Kuvvetleri Generali ve o sırada Cohen Grubu’nun Başkan Yardımcısı, Amerikan Türk Konseyinin yönetim Kurulu üyesi ve Lockheed Martin’in tescilli lobicisi Joseph Ralston’u, Kürdistan İşçi Partisi PKK’ye karşı mücadele için “özel temsilci” olarak atadı! Duyduk duymadık demeyin, Ralston’un atanması, Türkiye’nin Lockheed Martin’den 3 milyar dolar değerinde 30 yeni F-16 savaş uçağını alma işini sonuçlandıracağı ve yine Trükiye’nin yine Lockheed Martin’e ait 10 milyar dolar değerinde F-35 JSF uçağını alma kararını vermek üzere olduğu bir döneme denk geliyordu; ve Ekim 2006’da Ralston’un Türkiye’den dönüşünden hemen sonra, ABD Kongresi F-16’ların Türkiye’ye satışını onayladı.

Ralston’ın atanmasının etkileri Kürt toplumu ve örgütleri arasında büyük bir çalkantı yaratırken, esas olarak Ralston’un ABD’deki Türk lobisindeki yeri (ki ATK yönetimindeydi) ve Türkiye’nin kendi iç çevrelerinde Lockheed Martin’deki konumu (ki Lockheed Martin yönetimindeydi) vurgulanırken, bizim kendi medyamız, gözlemci örgütlerimiz ve kongremiz, bu devasa çıkar çelişkisini sümenaltı ettiler.

Hükümetimiz Ralston denen bu adamı özel temsilci olarak yakın gelecekte bayağı ciddi olaylara sahne olabilecek Kuzey Irak’ın yüksek derecede kritik olan durumunu çözmeye yardımcı olmak için gönderdi. Lockheed Martin şirketinin yönetim kurulunun bir üyesi olarak, yabancı çıkarların lobisini yapan bir firmanın başkan yardımısı olarak, güçlü Türk lobicilik grubu ATK’nin danışmanı ve kurul üyesi olarak, egçimini sağladığı araçlar ve kabiliyetlerine bakıldığında, acaba bu adam Türkiye’de olduğu zamanlarda kimin temsilciliğini yaptı? Gerçekten o hangi çıkarların temsilciliğini yapıyordu; Kuzey Irak’ın mı? Çelişkilerin derinleşmesine ve daha fazla kan akmasına bağlı olan Lockheed Martin çıkarlarının mı? Çürümüş ve criminal Türkiye yönetiminin ve onun ATK üzerinden temsilinin çıkarlarını mı? Yoksa Cohen Grubu’nun gelecekteki pezevenklik çıkarlarının geliştirilmesi işini mi?

Nasıl oluyor da dünya çapında ABD’nin belli başlı medya araçları bu çıkar çelişkisinin en pes perdeden bir seslendirmesini yapmadı? Demokrat ya da Cumhuriyetçi, Kongredeki bir tek kişi bile neden şöyle bir dönüp bakmadı? Neden hiç kimse çıkıp da şu en önemli soruyu sormadı bir kez: “Ralston, sen kimin oğlusun, evlat?” Ralston’ın durumu Oxford sözlüğünde şu cümleyle tanımlanandan farklı değil: “Evlilik dışı bir ilişkiden olma ve doğma kişi.” Ortada dört tane baba olasılığı dururken ve DNA testi de bu meselede işe yaramayacaksa, biz Ralston’un gerçek babasını nasıl tesbit edeceğiz?

Altsekreter Mark Grossman
Cohen firmasının ikinci başkan yardımcısı da, 2001-2005 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı Siyasal Konular Altsekreteri Marc Grossman’dı. Kasım 1994’ten Haziran 1997’ye kadar ABD’nin Türkiye büyükelçisi olarak hizmet etti. Ocak 2005’te Grossman bu pozisyonundan emekli oldu ve Cohen Grubuna katıldı. 2005 Aralık ayı sonlarında Grossman, aynı zamanda Ortaasya ülkelerinde de faaliyet gösteren büyük ve şaibeli karanlık Türk şirketi İhlas Holding’e girdi. Ihlas’a yaptığı danışmanlıktan ötürü ayda $100,000 dolar maaş aldığı rapor edilmişti. Grossman en çok da olağandışı bir biçimde Türkiye ve İsrail’le sıcak ilişkileriyle biliniyor, kid aha sonar bu ülkelere Pakistan da katılacaktı.
İşte Grossman’ın ATK’nin Mart 2002’deki konferansında baş kişi olarak konuşması burda; kendisi o sırada Dışişleri altsekreteridir; ve işte burda da Aralık 2002’de Grossman’ın Irak konusunda İşbirliği için Türkiye’ye 3 milyar ABD yardımı verilmesini onaylamak üzere Türkiye’ye yaptığı ziyaretten dönüşte olanlar. Adamımız Aralık 2003’te Türkiye’nin, Irak’ın yeniden inşasında açılan ihalelere katılmaya hakkı olduğunu onaylamak için yeniden Türkiye’ye gitmiş! İşte yine altsekreterlik görevindeyken Omni Shoreham otelinde Aralık 2004’te yapılan bir ATK konferansında başkonuşmacı olan Grossman burda. Ve burda da yine altsekreterlik görevindeyken Grossman, Şubat 2005’te New York’taki Amerikan Türk Cemiyetinin verdiği bir akşam yemeğinde. İşte burdaki de yine o, Kasım 2005’te verilen şatafatlı Türk Osmanlı Yemekleri galasında. Yine burda da Grossman, Şikago’daki Amerikan Türk Birliği Meclisinin ödül dağıtım yemeğinde kendi ödülünü alıyor. (…)

İşte burda da Türkiye’ey bir ziyareti sırasında Wolfowitz’in yorumu: ”Türkiye’de yeniden bulunmaktan çok memnunum, ve Türkiye’yi ikinci vatanı olarak gören Grossman da öyle.” Gerçekten de ikinci vatanın bu, Bay Grossman!

Lütfen Grossman’ın o hazine değerindeki kuşkulu pozisyonlarını Ocak 2005’teki emekliliğinden sonar elde ettiğini sanma hatasına düşmeyin. Gizli emekliliğinden iki ay sonra bu bey Cohen Grubu’na başkan yardımısı olarak girmiş. Sadece altı ay sonra, Grossman kendisine ayda 100.000 dolar veren bir yabancı firmaya “özel danışman” olarak girmiş. Hamarat Grossman bakın bir koltukta aynı anda kaç karpuz kaldırıyor: bir sürü yabancı sponsorluğundaki yemek konuşması, Cohen firmasının pezevenklik işleri, karanlık bir yabancı holdingin “özel danışmanlığı” vesaire vesaire….

Bu türden gelir ve konumların elde edilmesi için ne kadar zaman ve çalışma gerektiğini hepimiz aşağı yukarı biliriz. Grossman Dışişleri Bakanlığından ayrıldıktan hemen sonar nasıl oldu da böyle turnayı gözünden vurdu? Piyango ona mı vurdu? Yoksa o türkiye’deki elçilik görevi ve ABD’deki altsekreterlik görevi sırasında bu işlerine hamaratça çalışmış mıydı? Bağlılık yemini ettiği ofisindeyken mi satmıştı ruhunu? Acaba o ulusumuzu ve onun çıkarlarını sattı mı? Eğer öyleyse, ne için ve ne kadara?
* * * *
(*) Sibel Edmonds ABD’de Ulusal Güvenlik Tellalları Koalisyonu (National Security Whistleblowers Coalition (NSWBC) kurucusu ve yöneticisi. Daha once FBI için dil uzmanı olarak çalıştı. Bu büro ile çalışması sürecinde güvenliği tehdit eden, gerçekleri hasıraltı eden ve ulusal güvenlik konularında bilgi akışını engelleyen durum ve olayların farkına vardı ve rapor etti. Raporunu FBI yönetimine verdikten sonra, yine FBI tarafından intikam amacıyla baxskı altına alındı ve sonuçta 2002 Martında işten atıldı. O zamandan beri açtığı davanın duruşmaları “devlet sırlarının önceliklerine” dayanılarak bloke edildi, Amerikan Kongresi susturuldu ve Adalet Bakanlığının yakın zamanda çıkarılan bir yeniden sınıflandırma yöntemine bağlı olarak, Edmonds’un davasının kongrede tartışılması engellendi. Edmonds akıcı bir Türkçe, Farsça ve İngilizce biliyor. George Mason Üniversitesi Kamu Siyaseti ve Uluslararası Ticaret bölümü ile Georeg Washington Üniversitesi Kriminal Adalet ve Psikoloji bölümlerinde doktora ve tezler Verdi. Amerikan PEN Merkezi, Sibel Edmonds’a 2006 yılında PEN/Newman's Own First Amendment Award ödülü verdi.

İlgili Yazılar
Bir Ulus Nasıl Teslim Alınır? 1. Bölüm

Bir Ulus Nasıl Teslim Alınır? 2. Bölüm









Copyright © Rizgari Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2008-07-28 (530 kez okundu)

[ Geri Dön ]
Content ©

Access Denied